| Çağlar'ın Sanal Alanı Olsun |
|
9/2/2009 - 14:49 DENEYÇok mutsuzum.Eski yazılar öksüz, sahipsiz kalacaklar burada diye üzülüyorum. Ama deney de olsa adı, artık; caglarbilir.blogspot.com EK: Buradaki(blogcu.com) tüm yazılarımı yoruma kapattım. Okuduğu yazı ile ilgili fikir paylaşmak isteyenler, tüm yazıları paylaştığım yeni yere gelebilirler. Biliyorum biraz meşakatli ama, "YAZI_ADI" +site:caglarbilir.blogspot.com şeklinde bir gugıl araması sizi ilgili yere ulaştırabilir sanırım. Umarım bu çözüm yararlı ve başarılı olur. 9/2/2009 - 14:4926/1/2009 - 00:31 Kriz yönetimiDaha yirmi yedi yaşındasın. Niye akşam iş çıkışı mutlu saatler diye nitelenir diye düşünmeden birkaç kişi toplandınız ve eğlendiniz. Alkol güzel. Şimdi içmeyeceksin de ne zaman içeceksin ki, değil mi. Yalnız o etin porsiyonu biraz fazla idi sanki. Ama bira iyidir, rahatlatır mideyi. Bira, patates, bira, biraz daha patates, sıkılınca çerez. Ortam güzel. Zaten bu adamların muhabbetinden hoşlandığın için buradasın. E giysiye sinen sigara kokusunu da çekivereceksin, olur o kadar. Bu iş sonrası eğlencelerin artık kaçamak değil de bir ritüele dönüşmesi seni mutlu ediyor. Bu sosyal kişiliğinin oturan tuğlalarından biri. Evet böyle düşünüyor ve bundan keyif alıyorsun. İnsan kendini insanlara, şeylere, yerlere ait hissetmek istiyor.Gece geç vakitte eve döndüğünde çok yediğini farkettin yatağa yatınca. Şişlik var, uyutmuyor. Acaba dış kapıyı kilitlemiş miydin. Amaan, bu sefer de kilitsiz kalıversin. Zaten sitede yıllardır bir tane bile hırsızlık olayı olmamış ve her yer kamera dolu. Bırak kafanın içindeki konuları artık, uyumalısın. Yarın işe dağılmış halde gitmemek gerek, toplantı var. Bak düşünme diyorum, uyumanı engelliyor bu kafanın içindekiler derken daldın. Ah, bu ne. Böyle karın ağrısı mı olur. Yutkunamıyorsun, batıyor göğsün. Kolunun üstüne mi yattın yahu. Doğrulamıyorsun, göğsünün üzerine kocaman bir kaya oturmuş gibi, nefes de alamıyorsun. Aahhh, sesin de çıkmıyor. Birşeyler oluyor, bu ne. Gaz falan değil, birşey oluyor, bariz göğsün ağrıyor. Yataktan kalkmaya çalışırken yana düştün ve gece lambasının aydınlığı da gitti gözlerinden. Gözlerin açtığında çok uzun süre olmadığını düşündün, çünkü ağrı devam ediyor hala. Batıyor da. Göğüs kafesin içine göçmüş de kalbine basıyormuş gibi. Evet, kalbine. Aptal, kriz geçiriyorsun. Aklın başına geldi ama vücudun artık sana yetmiyor. Birşeyler yapmaz ve kendini kurtarmazsan öleceksin. Biraz sürünerek, biraz dizlerinin üzerinde duvarlara tutunarak dış kapıya kadar geldin, kolunu tuttun elinin gücü ile bile değil kendi ağırlığınla açıldı, tükeniyorsun. Merdiven boşluğunda ışık olduğunu gördün, sesler geliyor. Dışarıya doğru yıkıldın ve film burada koptu. ... - Beyefendi, acilen sizi ameliyata almamız gerekiyor, kriz geçirmişsiniz ve aslında hala geçiriyorsunuz. Haber vermemizi istediğiniz kimseniz var mı? - Yok. ... Masanın soğukluğunu sırtında hissediyorsun. Maskeden verdikleri uyuşturucu kupkuru. Cevap vermedin sordukları sorulara ve başladılar. Sol kolunu altına aldılar, kalçanın altına sıkıştırdılar elini. İlginç bir uyuşma bu. Farkediyor ama hissetmiyor, duyuyor ama acımıyorsun. Göğsünü bir ıslaklık kapladı tam ortadan, yukarıdan karnına kadar. Hemşire birkaç kez sildi. Doktorun açtığı kesiyi algılıyorsun, gıcırtı gibi geliyor. Testere sesi duyuyorsun. E ama testere ile kesiyorlarsa sonra parça kaybını nasıl çözüyorlar. Komiksin, belki ölür ve bunları düşünmezsin. Bir alet getirdiler. Gözlerin kapalı, görmüyorsun ama vücudundaki gerilme ve karınındaki esnemeyi hissediyorsun. Birkaç kesi daha attılar içeride. Kalbini avuçladığını duyumsadın. Ve artık vücudunu bir makina yönetiyor. Herşey karardı. Kimse yok. 26/1/2009 - 00:31 - yorum {15} - yorum yaz17/12/2008 - 20:49 Şey'in çoğulu olarak EşyaDünyada acaba kaç tane lavabo vardır. Kaç çeşittirler Tarzları, şekilleri, duruşları nasıldır. Büyüğü var, genişi, küçüğü, ayaklısı, dolaplısı var. Evye diye isimlendirileni var içinde bulunduğu yapıya bağımlı olarak mesela. Kaç cinse, türe, sınıfa ayrılırlar ki. Bunu düşünüyorum. Bir de musluk düşünüyorum. Acaba o da kaç tanedir dünyada. Tekli, çoklu, aç'lı, kapa'lı musluk. İki suyu birleştiren batarya denileni, boyunlusu, uzayanı, sabiti ile onlar da çeşit çeşit. Yani görüyorsunuz ben aslında katalogda olan çeşitleri bile bilmiyorum, bildiğim çok oldukları.Ama bildiğim birşey var ki genelde her lavaboya bir musluk düşer dünyamızda. Musluksuz lavabo ya da lavabosuz musluk pek olmaz. Özel amaçlı lavabo ya da musluk değilse. Yani ben şimdi böyle düşündüm. Çok yanlış değildir sanırım. Hem katılmasanız da dinlemem, burası benim. Demem o ki musluk ile lavaboyu birlikte düşünüyorum. Madem bu kadar çeşit çeşit lavabo ve musluk var nasıl oluyor da ben lavabonun önüne geçtiğimde hep güdük ağızlı musluklar denkgeliyor da elimi yıkayabilmek için böyle eğirip büğürüyorum ellerimi, lavabonun sırtına yapışmadan kısa musluğun ucundan çıkan suya ulaşmaya çalışıyorum. Niye yayla gibi lavabonun ortasına kadar uzanacak musluklar takmıyorlar. Acaba uyumlu musluk ile lavaboların buluşup birleşememesi hayatın trajedilerinden biri midir. Nedendir. 17/12/2008 - 20:49 - yorum {5} - yorum yaz7/12/2008 - 00:08 Maket"Kaptan, o nasıl bir fırtına idi öyle. Bir filika kaybettik, kıç bumbası kırıldı ama denize düşmedi, ana yelken direğinde de hasar var. Şimdi oturup sakin kafa ile düşünüyorum da, bugüne kadar hatırladığım en inanılmaz boran ikibinüç baharındaki idi. Beraberdik di mi diye o zaman da. Dünyamız başımıza yıkılmıştı. Demirlibahçe'den Odtü'ye gidiyorduk ve Talatpaşa sularındayken içinde bulunduğumuz galaksi başka bir galaksiye arkadan bindirmişti de neye uğradığımızı şaşırmıştık. Bugünkü ise onu unutturdu resmen. Öleceğiz sandım. Battık, çıktık. Tekrar battık ve bir el, sanki Tanrının eli, bizi kurtardı bir anda. Çok hasar var ama toparlanırız değil mi.Sahi, bir filika kaç can eder. Bir filika kaybı kaç canı kaybettirir. Susayım ve sadece demirleri attırayım şu sehpadaki örtüye, değil mi. Tamam kaptan." 7/12/2008 - 00:08 - yorum {6} - yorum yaz1/11/2008 - 00:08 Durdurun beynimi, inecek var*Uçuşa geçiyoruz, emniyet kemerlerinizi bağlayın ama bana tutunmayın çünkü benim ne yapacağım belli değil. Tutunmak kavramını daha önce Aidiyet, Kader ve Köksüzler yazısında irdelemiştik. Acaba tutunma işi böyle etken, aktif birşey olmamalı mı. İnsan tutunma için uğraşmalı mı uğraşmamalı mı bilemedim. Aslında kök salmak, ayakta durmak, kendi ağırlığı olması falan gibi. İnsanın elleri ile toprağa tutunduğunu düşünsenize. Ellerini kuma soktuğunu. Abuk bir pozisyon. Sanki tam kafanı kuma gömecekmişsin gibi. Hatta insanın kıçı açıkta kalıyor gibi görünüyor bu pozisyonda. Çınar olabilir. Söğüt de güzel isim. Ama ben bunların hiçbirini tanıyamıyorum. Kavak değil ama. İnsan tutunacak birşeyler aramalı mı aramamalı mı, temel sıkıntı buydu başlarken. Gün içinde gördüklerimizden anlamlar çıkarıyoruz. Yaşanan herhangi küçük bir şeyden insan anlam çıkarıyor. Genelde yaptığımız bu bizim. Radyoda yine I wanna be your woman çaldı. Ona baktık, onu dinledik. Kıymık diyoruz falan. Görüp farkedip aktif bir şekilde tutunacak şeyler arıyoruz. Bilmiyorum, yanlış gibi gelmeye başladı. Oluvermeli, olduğu gibi olmalı, uğraşmamalıyız. Tam olarak böyle. Etrafta birşeyler araştırmak, anlam aramak.. Hep kullandığımız deyim var ya, kafası koparılmış tavuk örneği tam burada anlam buluyor. Bazı erkek hurdalıktan hiç işine yaramayacak birşey aldığı zaman kendi kendine çocukça mutlu olur. Küçük mutluluklar. Sabah uyanıp da cep telefonunun şarjının hala bitmemiş olduğuna sevinivermek mesela. Bu iyi mi, kötü mü. Gelmemiş mesajlara, alınmamış çağrılara üzülmek mi, şarja sevinmek mi. Uçuş burada bitti şimdilik. * Nevizadedeki değil, Asmalı mescitteki boncuk lokantası. * Çenemi kaşıyorum çenem kan Gözlüğümü düzeltiyorum sapları kan Bakıyorum, gözlerim kan Gözümü kan bürümüş Ekrana bakıyorum görüntü kan Sayfalara bakıyorum kağıtlar kan Kalemi tutuyorum kan, yazıyor kan Ağzım kan dolmuş, dilimden kan akıyor Ellerime bakıyorum en sonunda, kan Kurcalıyorum karnını, kan Paçalarıma kadar kan Simsiyah üstüm kan, bembeyaz üstü kan Yırtıyorum karnını, arıyorum. Bulamıyorum Kara katil, beyaz kan. 1/11/2008 - 00:08 - yorum {10} - yorum yaz
|
Tanım Hadi bakalım hayırlısı, kendimizi anlatabilir miyiz, süreklilik arzedecek fikir yazıları yazabilir miyiz, deneyeceğiz. Son Yazılar - DENEY - Kulaktan klavyeye Dem Bu Dem 04022009 - Çağdaş Ozanlar - Kriz yönetimi - H. Çağlar Bilir - 7 (Alıntı) - Uyaran Enflasyonu - Nakli yekün - İnsani sorular - Çamaşırın kirliliği kanıksaması - Kulaktan klavyeye: Herşey çok güzel olacak - Şey'in çoğulu olarak Eşya - Maket - Uzun yol yapmak - Durdurun beynimi, inecek var - Ruh Çağırma Seansı - Gözyaşı - Güç ve Adalet - Tüketilenle özdeşleştirme - Kaynak olarak Zaman - Yapmak ve yapmamak Sınıflar | Arşiv | Profil | Ana Sayfa | | kişi şu an sitede| Arşİvden Seçkİ Direkler'den Seçme ∞ gözlem çerçevesi ∞ Serdar Turgut ∞ fasülye ∞ Zamana, Musibete ve Etme Bulmaya Methiye ∞ Olasılık Emmisi ∞ Düşünce ve Amaç ∞ Peppermill ve bir hediye soru ∞ Demirden Değiliz ∞ Yalnız yaşamak ∞ Aidiyet, Kader ve Köksüzler ∞ Nasıl Büyürüz ∞ Telkariden mozayik pastaya Güç Paradigması ∞ Güç, içinden çıkılabilecek bir paradigma mıdır? ∞ güç hukuk ve ahlak ∞ denetim ∞ güçten tarafa olmak ∞ Köpek ve Güç, Nereye götürecek bizi bakalım ∞ Eski dert, güç paradigması ∞ Acı acı gülmek Özyaşamöyküsü Denemesi ∞ H. Çağlar Bilir ∞ H. Çağlar Bilir - 2 ∞ H. Çağlar Bilir - 3 ' ümsü ∞ H. Çağlar Bilir - 4 gibi ama yarım ∞ H. Çağlar Bilir - 5 (Görsel) ∞ H. Çağlar Bilir - 6 (Güncelleme) ∞ H. Çağlar Bilir - 7 (Alıntı)
Başka Sayfa |